Özellikle ziyaretlerimi İslam beldelerine, Ashâb-ı kiramın, İslam mücahit ve mücahidelerinin kabirlerinin olduğu, İslam tarihine beşiklik etmiş beldelere yapıyorum.

Hadisleri, ayetleri, peygamberler tarihini bizzat yerinde deneyimlemek istiyorum.

Ama hepsinde gözlemlediğim ortak bir şey var ki İslam’ın hakikatinden uzak kalmaktan kaynaklanan “ahlaki zaafiyet”.

 

İmam Şafi, Nefise Hatun, Amr bin As, İbni Hacer el-Askalânî ve daha nice büyüklerin medfun bulunduğu, peygamberlere ev sahipliği yapan Gazze’nin dibinde, Mısır’ın El-Kahire şehrindeyiz. Bunca manevi hazinenin içinde canımı en çok acıtan,

Nil Nehri’nde düzenlenen dansöz eşliğinde eğlenceler oldu.

 

Olduğumuz yer ile Gazze arası tam 300 km, 3 saat 30 dakika mesafeden bahsediyorum. Tam dibimizde bu kadar ağır insanlık dramı yaşanırken ibret alınmayıp eğlence peşine düşülmesi fecaat değil de nedir?!

 

Ahlaki bir çöküş yaşıyoruz. Adamın yanından geçiyorum, burnunu karıştırıyor.

Diğeri “hart hurt” edip gözümüzün önünde yere balgamını yapıştırıyor.

Bir de bunu gözle görülmeyen şekilde yapanlar var tabi. Ağzı her açıldığında lâğım akıtanlar. Tüm birikmiş kokuşmuşluklarını topluma aktaranlar. Üslup bilmeyenler, hak hukuktan korkmayanlar. Elinden ve dilinden emin olunmayanlar.

 

Ben niye çantamı tutarak yürümek zorunda kalıyorum mesela?

Müslüman bir ülkede ben niye sokakta kadın başıma yürümekten çekiniyorum?

Yani aslında konuşulacak, yazılacak çok şey var da, neyse! diyorsun.

“Ben mi kurtaracağım dünyayı, ben mi yetiştireceğim aklî ve ahlakî gelişimini tamamlamamış insanları” diyorsun.

Sonra “koyun asılır da sonra kokusu bana ulaşır” diyorsun.

Aman diyorsun da diyorsun!

Neresinden tutsan elinde kalıyor.

 

Bir toplumu çökerten şey, günahlardan doğan ahlaki zaafiyetler; ahlaki zaafiyetlerden doğan günahlardır. Tüm peygamberler, kavimlerine toplum içinde oluşan ahlaki zaafiyetleri sona erdirmek için de gelmiştir. Resulü Ekrem Efendimiz, “Ben size namaz kıldırmak, Kuran okutmak için gönderildim” dememiştir. “Güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurmuştur.

Namaz da kılacağız, Kuran da okuyacağız ama bunu hayatımıza ve ahlakımıza oturtmadıkça zahirden öteye geçmiyor.

 

Yani ibadetlerin özünde yine güzel ahlak aranıyor.

 

İlimde de özünde ahlak aranıyor.

İlim alınan insanda da ahlak aranıyor.

Ahlakı olmayan ilim irin kusar!

 

Sağıma dönüyorum kabalık, soluma dönüyorum arsızlık! Başlar’a bakıyorum, “balığın kokusu nereden geliyor” diye; başlar ayak olmuş, ayaklar baş olmuş, balık hem baştan hem ayaktan kokmuş!

 

Âlimi böyleyse, cahili ne yapsın demekten kendimi alamayarak geri dönüyorum.

 

İslam beldesi böyle mi olur?! Müslüman böyle mi olur?! Daha taharet almaktan, hâli ile kâlini birleştirmekten aciz bu ümmet mi birleşip Gazze’ye el uzatacak demekten kendimi alamayarak geri dönüyorum.

 

Musa (a.s)’ın üzerinde sandalla bırakıldığı Nil, peygamberlere beşik olan Nil, bugün dansözlere meze hâline mi getirilecekti?!

 

Müslüman, temsil ettiği nezaket ve nezafet hasletinden mahrum mu kalacaktı demekten kendimi alamıyorum!

 

Bir zamanlar peygamberlere ev sahipliği yapan, İslam davası için, Kudüs davası için üzerinde ne savaşların yapıldığı, ne kanların döküldüğü, İslam âlemine kültürel beşiklik yapan ilim yurdu Mısır; her bir zerresi vahye şahit olan, Resulullah’ın ayaklarıyla şereflenen kutsal topraklar bu hâle mi gelecekti, yok mu edilecekti, üzerine basıp çiğnenecek miydi demekten kendimi alamıyorum!

 

İslam davasına zarar veren herkesi Allah’a havale ediyorum! Vesselâm.

 

 

Şeyma Betül Burak

25.09.2024