Hayvanın dahi türüne kolay kolay zarar vermediği bir dünyada, yavrusunu bağrına basıp koruduğu bir dünyada; çocukların istismar edildiği, ellerinde kafa tası gezdirilerek oynatıldığı, kesildiği ve yenildiği bir türü ben değil insan, canlı olarak dahi kabul etmiyorum.

Eski hikâyelerde canavarlar açıktı.

Dracula kan emerdi, Godzilla yıkardı, Grendel saldırırdı.

Kötülük görünürdü.

Kaçmak mümkündü.

 

Bugünün canavarları ışıltılı salonların grand tuvaletli, kravatlıları.

Bugünün canavarları milyonları yöneten devlet başkanları.

 

Kimden kaçayım? Kime kimi şikâyet edeyim?

Biri hakkını yerse hukuka gidersin; peki ya hukuk katilse nereye gidersin?

 

Canını, namusunu, kimliğini devlete emanet edersin; peki ya devlet başkanları pedofiliyse?

Ya devlet başkanları Baal putuna insan kurban eden kan emicilerse, o topraklara nasıl devlet dersin?

 

Her çağın bir imtihanı vardır. Vallahi bu çağın imtihanı “insan kalmaktır”!

 

Zulüm arşa dayandı!

Cehennem bu zalimlerin hırsıyla şahlandı!

İnsan Endüstrisi diye murdar bir sektör peydahlandı.

Bu sektörün ürünü; insanın bedeni, eti, tümden varlığıydı!

 

Dünyanın en büyük endüstrisi ve para kaynağı;

petrol mü, altın mı, savaş mı, silah mı?

 

Hayır!

Dünyanın en iğrenç ama bir o kadar da en fazla tutan endüstri çeşidi, bu çağın asıl hammaddesi insandı!

 

Bu endüstride insan bir özne değil, işlenebilir bir kaynaktı.

Duygusu, korkusu, bedeni, inancı, dikkati ve hatta vicdanı…

Hepsi ölçülür, paketlenir ve pazarlanırdı.

 

Hatta eti bile!

 

Müşterilerin birçoğu pedofililer, antropajlar (yamyam), şehvetperestler ve sadistlerdi.

Ve bunların birçoğu bugün dünya yönetimi üzerinde ciddi yetkili ve etkili şahıslardı.

 

Her zaman söylerim: Bir avuç psikopatın yönettiği bir dünyada, insan kalmaya çalışan milyarlarız diye!

 

İğrenirdik be bu çağdan; etimizle, kemiğimizle!

 

Hangi nefret, hangi tiksinti tarif eder bu sektörün büyüyüp adalaşmasını ve çocuklara dokunmasını kirli elleriyle?

 

Epstein dosyasındaki isimlere bir bakın…

Bunlar azgın bir çağın şişirdiği şehvetsel bir dürtüyle kendini genelevinde bulan Eşref abi değil.

Bunlar bir dondurma markasından aldığı iyi bir teklifle ellerini ovuşturarak kızlarımızı yarı çıplak soymaya çalışan ağzı sulu reklam firmaları değil.

Bunlar tıklanma uğruna insan psikolojisini sömüren dijital platformlar bile değil.

 

Bunlar hak, hukuk, yönetim gömleklerini giyerek milyonlarca insana sözüm ona liderlik yapan kimlikler.

 

Bunlar;

 

Devletlerin kaderi hakkında karar veren cumhurbaşkanları,

Savaş ve barış arasında tek bir imzayla çizgi çeken başbakanlar,

Kanun yapma yetkisini elinde tutan senatörler ve parlamenterler,

Medyaya “ne konuşulacağını” fısıldayan yayın kurulu başkanları,

Krallık saraylarında “asil” sıfatıyla dolaşan hanedan mensupları…

 

Bunlar karanlık sokakları aydınlatacağı umulurken,

aydınlatılmış salonlarda gezen kravatlı yamyamlar!

 

Bunlar çocukların tüm geleceği ellerine emanet edilirken, o minik bedenleri karanlık dehlizlere hapseden çocuk istismarcıları.

 

Bir kız düşünün; avazı çıktığı kadar “insan yiyorlar” diye bağırıyor. Adeta çırpınıyor.

Ve kendisinden bir daha haber alınamıyor.

 

İstismar edilen çocuklardan biri Türkçe konuşuyor: “Annecim” diyor!

 

Bu kimin yavrusu?

Bir çocuğun gülümsemesi yakar mı çayır çayır?

Yaktı!

 

Elleri bağlanmış, kurban edileceğinden habersiz o çocuğun gülümsemesi hücrelerime kadar sızlattı.

 

Nasıl kıydınız?

Annesinin bakmaya kıyamadığı yavrusunu kesmeye nasıl kıydınız!?

 

Uğruna canlarını yaktığınız o Baal putu gibi put olasınız!

Ateşten bir put içinde azap olunasınız.

İçim soğumuyor!

İÇİM SOĞUMUYOR!

 

Peki niçin çocuklar?

Niçin minik bedenler?

 

Çünkü bu dosyada insan bir özne değil, girdidir.

Çocuklar ise bu girdinin en “yutulabilir” parçası.

 

Hukuken savunmasız, ekonomik ve sosyal olarak korunmasız, direnç gösteremeyecek kadar zayıftır.

 

Hatta olup bitenlere anlam veremeyecek kadar masum!

 

Endüstrinin kuralları bellidir.

İnsanları parçalara ayırır, işlevine göre kullanıp bırakır.

Önemli olan döngü ve paradır.

İnsan bedeni bir araç, insan hikâyesi bir ayrıntıdır.

 

Duygular mı? Haklar mı?

Drama türü bir filmde fragmandır.

 

Bu yüzden bu çağda en pahalı şey insan olmaktır.

 

Korktuğu kadar, sustuğu kadar, alıştığı kadar makbul…

Ne tam hayvanlaşmış, ne tam insanlaşmış bir hâl idealdir.

Düşünen insan maliyetlidir.

Ahlakı merkeze alan insan yönetilemezdir.

O yüzden müslümanlar bu çarkın setidir. Bu yüzden İslam en büyük dertleridir!

 

İtiraz eden insan tehlikelidir.

Adı mı? “Delidir.”

İmanın Kemal’e ermesinin şartı kişiye deli denmesi değil midir? 

 

Evet! Deli Bizim adımız…

 

Çünkü ahlak ve merhamet taşıyan bir aklın anormal kabul edildiği; hayasızlığın, vahşetin, istismarın normalleştirildiği bir dünyanın normlarına sığmıyor bizim aklımız.

 

Şeyma Betül Burak

02.02.2026

 

 

Epstein olayını size tek bir şey ile özetleyecek olsaydım,

hiç tereddüt etmeden Epstein tapınağının üzerindeki heykelleri işaret ederdim.

 

Bu heykellerin ya şahin başlı gök tanrısı Horus

ya da Molek’in sembolü olan baykuş figürü olduğu kanaatindeyim.

 

Horus, Antik Mısır’da göğün ve iktidarın tanrısı anlamına gelir. Her şeyi gördüğüne inanılan kaçınılmaz denetimdir. Bugün bu inancın sembolü “göz”dür.  İlahi yükseliş ve tanrılarına bağlılığın simgesidir. Eğer başında güneş diski ve kobra varsa o zaman da Ra’nın gözünü temsil ediyor olabilir. Ra Mısır mitolojisinde güneş tanrısı olarak geçer; öfke, otorite, azap insanlığı cezalandırmak  gibi mitlerde yer alır. Horus’un Gözü pasif bir koruyucu gücü temsil ederken, Ra’nın Gözü saldırgan bir gücü temsil eder.

 

Peki doların üzerinde ki göz Horusun veya Ra’nın gözü müdür?  Diye soracak olursak.

 

Doların üzerindeki göz, Horus’un gözü değildir.

Ama Horus’la başlayan “gökten bakan iktidar” fikrinin modern dünyaya uyarlanmış hâlidir.

 

Kehanete göre;

Osiris ve Isis’in oğlu olan Horus’un güneşi temsil eden sağ gözü

beyaz, Ayı temsil eden sol gözü siyahtır. Horus’un kötü kardeşi Seth kavgada kardeşinin sol gözünü çıkarmış ama

Thoth onu iyileştirmiştir. Horus bu gözünü babasına vermesi nedeniyle Osiris yeraltını görebilme kabiliyetine sahiptir. İşte bu nedenden dolayı mezarlara tabutlara ve hatta mumyalara kıymetli taşlardan yapılmış gözler

yerleştirilmiştir. O sebeple Mısırlılar bu göz sembolünü nazarlık haline getirmiştir. Yani bugün nazarlıklar aslında paganist bir adettir.

 

Eğer baykuş heykeli ise ki… Ben kesinlikle o olduğunu düşünüyorum. o da İsrailoğullarının kendisi için çocuk kurban ettiği Molek’in, yani pagan tanrılarının sembolüdür. Molek’in bir diğer sembolü ise bildiğiniz üzere meşhur olan insan vücuduna ve boğa başına sahip olan simgesidir.

 

Nitekim İsrailoğulları, ilk doğan çocuklarını Kenan’daki Gözyaşı Vadisi denen vadiye getirirdi ve bu bronz heykellerin içlerinde çocuklarını diri diri kaynatıp kurban ederlerdi. Hatta ayet-i kerimede geçtiği üzere İlyas (a.s.), Beni İsrail’e:

“En güzel yaratanı, sizin de geçmişteki atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıp Baal’e mi taparsınız?” demişti.

 

Kendi inanışlarında, Levililer 18:21’deki bir pasajda:

“Çocuklarınızdan hiçbirini Moloch’a kurban etmeyin.”

diye geçmekteydi.

 

Ortaçağ Fransız hahamı Şlomo İshak, diğer adıyla Raşi, 12. yüzyılda bu pasajlar üzerine kapsamlı bir yorum yazmıştı.

 

“Topheth, tunçtan yapılmış olan Moloch’tur; onu alt kısımlarından ısıttılar; ellerini uzatıp ısıttıktan sonra çocuğu ellerinin arasına koydular ve çocuk yandı; çocuk şiddetle ağladı; fakat rahipler davul çaldılar ki baba, oğlunun sesini duymasın ve yüreği etkilenmesin.” demişti.

 

Peki Molek kimdi ve Baal arasındaki ilişki neydi?

Baal, efendi–Rab anlamında; Molek ise yine bir tanrı veya ritüel manasında kullanılır.

 

Yani Baal, Firavun gibi bir unvandır. Zamanla bu unvan, fırtına, bereket, yağmur gibi sıfatlarla ilişkilendirilen bir varlık için kullanılmaya başlanmıştır. Onun için kurbanlar kesilerek ondan bereket istenir. İşte bu tapındıkları puta Ammonlular Molek, Fenikeliler Baal, Kartacalılar Kronos diye isim verir. Yani Baal ve Molek aslında aynı heykeldir.

 

Bu bronzdan putun içinde ateş yakılır; bu ateşte çocuklar kurban edilir; bunun Molek’i beslediğine iman edilir.

 

Molek’in onları koruyacağına ve savaşlarda zafer getireceğine inanılır.

 

Her ne kadar geçmiş zaman eki kullansam da kardeşler, ne yazık ki biz bunu geçmişte yapılır, ancak günümüze taşınmaz sanırdık.

 

Ancak Epstein hadisesi gösteriyor ki hâlâ daha içimizde Baal putuna, yani iblise tapan ve onun için çocuk kurban eden bu cahiliye adeti günümüzde de yaşatılmaktadır. Özellikle devlet idaresindeki kişilerin bu yapıların içerisinde bulunma sebepleri güç ve iktidar hırsıdır. Çünkü bugün her ne kadar isimler değişse de tapınılan tüm varlıkların ardında iblis vardır. Yani Baal ve Molek günümüzde yalnızca bir simge hâlini almıştır. Ve müntesiplerin güvendiği asıl güç şeytandır.

 

Bu ritüellerle iblise olan sadakatlerini tazelemekte, o da onların dünyadaki güç ve idarelerini korumaktadır.

 

Hâlbuki:

 

“Şüphesiz ki Allah (her şeyi hükmü altında tutan) mutlak güç sahibidir, her işinde mutlak galip olandır.”

 

Hac Suresi 74. Ayet

 

Bugün geldiğimiz noktada, her saltanatın bir sonu olduğu gibi Epstein’in bu kanlı saltanatı da sona ermiştir. Ancak unutmayalım ki Epstein yalnızca figürandır. Bu adanın kapanmasıyla bu düzen yok olmamıştır. Hâlâ bir yerlerde bu kanlı ritüeller devam ettirilmekte ve iblis, iblisliğini yapmaktadır.

 

Bize düşen mi? Rabbimiz onu da şöyle tarif buyurmaktadır:

 

“İnanmış bulunanlar Allah için çarpışırlar, kâfirler de şeytan için çarpışırlar. Artık şeytanın dostlarıyla savaşın. Muhakkak ki şeytanın tuzağı çok zayıftır.”

 

Nisâ Suresi 76. Ayet

 

Bu düzenle savaşmaktan başka çare kalmamıştır.

 

Bu şeytani düzenle savaş, evvela evlatlarımızı İslam fıtratı üzerine yetiştirmekle olacaktır. Mirasımız, onlara mülk ve saltanat dolu bir dünya bırakmak değil; ebedi bir âleme köprü olan bu dünyada, Kitap ve sünnet ışığında yaşama hususunda rehberlik olacaktır. Bu da evvela kendi nefsimizin hak ve hakikati idraki ile hasıl olacaktır.

 

İsimler değişir, şekiller değişir, asırlar değişir;

ama unutmayın ki tüm dünyada tek değişmeyen şey vardır:

 

O’da hak ile batılın savaşıdır.

 

Şeyma Betül Burak

03.02.2026