– Biliyor musun dün ülkemiz tarihi bir âna şahitlik etti Portuga.
– Dimi? Çünkü Papa geldi Zeze.
– Hayır, hayır… Papa’nın gelmesi yalnızca hava durumuydu dün “Sünnet ol seni Şeyhül İslam yapayım” denen bir makama bugün “Papa da olsan sana peygamber muamelesi yaparım” taltifinde bulunuldu!
İznik’te ayin yapma hayalleri kurarken “Dalealbedrilerle” karşılanan Papa, sanırım dün gece başını yastığa koyunca en mebrur uykularından birine dalmış oldu. Hatta tebası bu nailiyeti bir keramet olarak addetse haklarıydı.
Keskin zekânın keramete göbek attırdığı bir hakikat iken o programı düzenleyen sorumlu kişilerin zekâsı da tabii ki Papa’ya keramet rütbesi taktırırdı.
1967’den beri zaten mütemadiyen Türkiye, Papa ziyaretlerine şahitti. Hiçbirinde Papa’nın ziyareti Türk halkını bu denli rahatsız etmemişti; çünkü diğer ziyaretlerde İslam toprağı oldu olalı rüyalarını süsleyen İznik’te ayin yapımına izin verilmemişti. Hiç bir ziyarette Papa şerefine içlerinde başörtülü dahi bulunan üzerinde Ruhban kıyafetli bir toplulukla ilahiler eşliğinde buyur edilmemişti.
Ve dün bu rüyaları Dalealbedr eşliğinde kendilerine takdim edildi!
Peki, Papa’nın ülkemize gelmesinin hiçbir anlamı yok mu?
Tabii ki anlamı var, olmaz olur mu…
Öncelikle bu ziyaret bizim açımızdan siyasi anlamlar taşısa da Hristiyan dünyası için ekümenik bir ziyaretti. Ekümenizm, kiliseler ve mezhepler arasında birliği yeniden sağlamayı hedefleyen bir hareketti. Bugün Hristiyanların hac merkezi olarak seçmiş olduğu yerlerden 5’i Türkiye’deydi.
Bu hac merkezlerinin içinde ise ekümenik hareketlerin doğum yeri ise tarihte İznik’ti. Bu yüzden İznik tüm kiliseler için doktrinel merkezdi.
İznik’in Hristiyanlar için önemi nereden gelmekteydi?
Yıl M.S. 325’ti. Yeni tahta çıkan Konstantin, karışık bir teoloji mirasıyla karşı karşıyaydı. Roma’nın dört bir yanına yayılan Hristiyanlık ve Hristiyanların mezhepsel ayrılıkları siyasi bir tehdit oluşturuyordu. Hâlihazırda oldukça karışık olan iç siyaseti durgunlaştırmak ve reformlarını hayata geçirmek için Hristiyanlar arasında bir birlik oluşturması gerekiyordu. “Tek devlet için tek kilise” anlayışını benimsiyordu. Bunun için İznik’te yapılmış olan 1. Konsili oluşturdu.
300 küsur din adamının katılmış olduğu Konsilde; bir tarafta “Eğer Baba Oğul’un babası olduysa, o zaman doğmuş olanın varoluşu bir başlangıca sahip ve bundan, Oğul’un olmadığı sonucu çıkar.” diyen Arius ve destekçileri, diğer tarafta (hâşâ) Tanrı’nın Oğlu’nun “Baba ile tek bir maddeden” olduğunu savunan, Babadan “doğduğunu” iddia eden İskenderiyeli Athanasius ve Ortodokslar vardı.
Konsilin sonucunda ortak bir birlik olmamasına rağmen Konstantin’in zoruyla birlikte Teslis yani Baba, Oğul, Kutsal Ruh inancı kabul edilerek Arius “sapkın” ilan edildi. Bir kısım İncil yakılarak 4 İncil’e eklemeler yapılarak referans kabul edildi.
Tüm bunları niçin anlatıyorum? Bu konsil her ne kadar Hristiyan dünyası için çok önemli olsa da 1700 sene evvelinde dahi birliği tam anlamıyla ihdas etmeye yetemedi. Ve hâlâ günümüz Hristiyanları arasında tam bir birlik elde edilemedi.
1054 yılından itibaren Katolikler ve Ortodokslar arasında aforozların meydana gelmesiyle hem teolojik hem de yönetimsel zeminde Hristiyan dünyasındaki bölünmeler daha da derinleşmişti. Her ne kadar sonradan bu aforozlar kaldırılmış olsa da yapılan atılımlar birlik için yeterli gelmedi.
Katolikler: “Kutsal Ruh Baba ve Oğul’dan çıkar.”
Ortodokslar: “Kutsal Ruh sadece Baba’dan çıkar.” dedi.
Katolikler: “Papa bütün dünya kiliselerinin tek lideri ve Hz. Petrus’un varisidir.”
Ortodokslar: “Bir lider olmaz; her yerel kilise eşit ve bağımsızdır.” dedi.
Daha Papa’nın kabulü konusunda dahi tartışmalarda birlik oluşturulamamışken nerede kaldı Hristiyan dünyası için Haçlı seferleri noktasında bir başlangıç olsun Papa’nın gelişi!
Üstelik günümüzde inançsal noktada sadece Müslümanlar değil, aynı zamanda Hristiyanlar da ılımlılık göstererek asimile edildi.
Papa’nın İznik’e olan ziyareti, alt mesaj olarak her ne kadar bunun arzusunu taşısa da sürdürülebilir ve etkili bir anlam taşımamaktadır. En azından şu zeminde ve zamanda pek mümkün görünmemektedir.
Haçlı hareketlerini geçmişte ve gelecekte tetikleyen tek şey siyasi çıkarlardır.
Bugün Papa “hadi kalkın sefere” dese sizce kaç ülke buna kulak kabartacaktır? Avrupa’nın asker sayısı ortada. Vatikan zaten fiyasko. Amerika için zaten bu stratejik bir intihar. Katolik ve Ortodoks yoğunluğu yok, Protestanlar çoğunlukta. Mezhepsel bir derdi yok. Yani Papa’nın çağrısı ile hareket edecek bir ülke değil ki, yönetiminde Yahudilerin etkisi aşikâr. Jeopolitik çıkarından gayrısını düşünmeyen bencil bir yönetim.
Tamam deseler ne olacak? Küreselcilerle Hristiyanlar arasındaki sürtüşme ortada.
Küreselciler yalnızca bizim ülkemizdeki gençleri mi tarumar etti? Bugün parayla dahi askerlik yapmak istemeyen, inancı zayıf, barışı zorunlu bir seçim görüp kan görse bayılıp düşen bir gençlik var. Boşuna mı robotlarla bu kadar içli dışlılar? İnsan gücünün olmadığı yerde robottan medet umacak kadar zordalar. Avrupa bugün hangi askerî gücüne güvenerek ayaklanabilir? Sadece bizim gençlerimiz mi ibadethanelerine gitmiyor? Camiler boş diyoruz, kiliseler dolu mu?
Hangi inanç, hangi ülke teknolojinin rahatlığı içerisinde ponçik ponçik büyütülen bir toplumu global bir savaşa sürükleyebilir? İleride büyük bir savaş çıkacak, evet. Ama bu savaşta birlik siyasi çıkarına uyanlar arasında kurulacak. Günümüzde de olduğu gibi daha çok kaynak bazlı savaşlar olacak. En azından başlangıç bu şekilde başlayacak. Bu yüzden Resulullah Efendimizin haber verdiği gibi Rumlar ile Müslümanlar evvela birlik olup sonrasında savaşacak.
İnançsal bir savaş ancak Mehdi (a.s.)’ın zuhurundan sonra parlayacak ki nüfus ve güç noktasında galip taraf Müslümanlar olacak.
“Sizler Rumlarla güvenli bir barış yapacaksınız. (Sonra) Siz ve onlar (birleşip) arkanızdan (saldıran başka) bir düşmanla savaşacaksınız.
Ve zafer kazanıp, ganimet mallarını alarak (savaştan) salimen çıkacaksınız. Sonra savaştan dönüp de tepeleri bulunan bir meraya varacaksınız. (Orada) Haç ehlinden bir adam, haçı yukarı kaldırarak ‘Haç (yani Hristiyanlık) galip geldi’ diyecek. Müslümanlardan bir adam da kızarak kalkıp o haçı kıracaktır. İşte o zaman Rumlar (aranızdaki) barışı bozarak (sizinle) büyük bir savaş yapmak üzere toplanacaklardır.”
(Ebû Dâvûd, Melahim 2; İbn Mace, Fiten 35; Ahmed b. Hanbel, IV-91; V-372, 409.)
Yani Mehdi (a.s.) çıkmadan evvel biiznillah Haçlı seferleri gibi büyük bir yapılanmanın yaşanacağını öngörmüyorum.
Ancak bugüne bakarak gördüğümüz tek bir şey var ki o da siyasi çıkarlar için dini değerlerin bel aşağıya indirgenmesi. Kutsal olanı baş üstünde tutan bir inancın müntesipleri olarak dün Papa’yı ruhban sınıfının Mozzetta kombineleri eşliğinde Resulullah’ı karşılayan kelamlarla karşılamak nasıl bir akıl tutulmasıdır? Nasıl bir eşik aşınmasıdır, algılaması güç.
En başta dediğim gibi Papa’nın ülkemize gelmesi İznik’teki ayine ve bu programa kadar bir hava durumuydu. Ama ruhban kombinleri ile “Dalealbedrilerle” Papa karşılanması ve asırlardır müsaade edilmeyen bir ayine müsaade edilmesi artık bu ziyareti, Hristiyanlığın tarihsel hafızasına taltif, Müminlerin alnına leke olarak kazınacak bir törene dönüştürdü.
Son olarak hatırlatmak isterim ki bir milletin izzeti, kendi kutsallarına gösterdiği hürmetle ölçülür; kaybedildiği gün yalnızca kutsalını kaybetmez, haysiyeti de ölür.
Bu programı düzenleyenlerin idari bir soruşturmaya alınması en azından bundan sonraki izzet-i muhafaza noktasında “belki” bir nebze iş görür.
Şeyma Betül Burak
29.11.2025
