⁃ Hangi cemaattensiniz hocam ? Diye çok soru alıyorum.

Bi kaç defa cevaplandırdım yine cevaplandırıyorum.

“Ehli sünnet vel cemaattenim elhamdülillah”

⁃ Hangi “ci” hangi “çi”siniz hocam ?

Kendimi bi “çi” ile nitelemem gerekirse de

“koyu bir ümmetçiyim”

 

⁃ E hocam manevi terbiye hususunda gönlünüzün bağlı olduğu bir Allah dostu yok mu ?

Olmaz olur mu ? Var.

Manevi terbiye, İslamı yaşama hususunda örneğim ve üstadım “Mahmud Efendi hz’dir.”

Benimde gönlümde yatan aslan odur.

⁃ E hocam o zaman cemaatçi olmuyor musunuz?

Hayır olmuyorum.

Çünkü bir Allah dostuyla gönül bağı kurmak ile, cemaatli olmak ve cemaatçi olmak arasında büyük bir fark görüyorum.

⁃ Kafamız karıştı hocam cemaatlilik ne cemaatçilik ne ?

Cemaat topluluk demektir.

Ve Resulü Ekrem efendimizin beyanıyla rahmettir.

İnsanlar Allah için bir araya gelirler Kitap ve sünnetten bahsederler. Birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye ederler, Allah’ı zikre teşvik ederler. Bu bir araya gelişleri Allah’ı da Resulünü de memnun eder ve bu bir rahmettir.

Ancak “çilik” bu işi holdingleştirmektir.

Nereden alışveriş yapacağı, aylık düzenli “zoraki” para alımları, nerede ne adamı olduğu tahsil ve tescil vs. gibi durumlara iş evrilirse bu cemaati holdingleştirme gayretidir.

“Çiliktir”

Ve hiç bir Allah dostu da cemaatin “çi” olmasını istemez.

“Elimi öpmek istiyorlar siz İslamı yaşayın ben sizin ayağınızı öpeyim” der.

Çetele tutmaz “gelen ağam giden paşam” der.

Çıkanları da münkir ilan etmez bilakis dua eder.

Peki nereden çıkar bu “çi”

Akla gelip gelebilecek her oluşum ve kurumun içinde olduğu gibi bu Allah için toplananların arasına sızan samsarlardan çıkar.

Bunlar ya bir makam, ya bir dünyevi meta, yada bazı içi kof ideolojiler tarafından tutulan kenelerdir.

Evvela o Allah dostunun vefatı veya hastalığını gözlemekle birlikte ilk fırsatta yolunu bozmaya gayret ederler.

Sonra holdingleşme adımlarını başlatırlar.

Allah için bir araya gelen o güzel insanlar tatlı tatlı sömürü düzenine dahil edilirler.

Taban ve tavan diye ikiye ayrılırlar.

Tabanlar o samimi niyeti bozmaksızın Allah için toplanmaya devam edenlerdir.

Tavanlar bu “çilik” yapısını ustaca imar edenlerdir.

Günümüzde ki cemaatlere gelecek olursak başlarında veli zatların hala daha hayatta olduğu cemaatler henüz asimile olmamıştır.

Çünkü samsarlar henüz kendilerine fırsat bulamamışlardır.

Veli zatı vefat eden bir kısım cemaat asimile olmuş, bir kısım kendilerini muhafaza etmişlerdir ki bu muhafaza edenler Üstadı hayatta iken verdiği öğretileri kulak ardı etmeyip tatbikten taviz vermeyenlerdir.

 

Peki içlerinde tehlikeli olanlar varmıdır ?

Devletin bekasını tehdit etmeyen asimile olmayan ihlasını kaybetmeyen bir cemaatin zararı olmak şöyle dursun faidesi maddi ve manevi büyüktür.

Devletin bekasını tehdit etmeyen Ama asimile olup Holdingleşen cemaatlerin tek zararı kendilerine ve ümmet bilincinedir.

Dış güçlere bağlı islami değerlere zarar vermek amaçlı kurulan sahte cemaatler veya sonradan kendisini dış güçlere satan cemaatlere gelince bunlar devletinde, milletinde, islamında kanserleridir.

Ancak şunu unutmamak gerekir ki böyle bir tabloda taban ihlaslı ve mazlum, tavan ise zehirli ve mahkumdur.

 

⁃ peki napalım hocam cemaatlere karşı tutumumuz nasıl olmalı ?

 

Aleme bakınca herşey cemaat (topluluk) halindedir.

Ülkemizde, diğer ülkelerde, bakanlıklarda , partilerde, stk’larda hepsi esasında bir cemaattir.

Cemaatlere düşmanlık eden partilere bakın esasında onlar da bir cemaattir.

Ben cemaatlere (topluluklara) düşmanım diyen birinin ya aklı noksan veya bilgisi noksandır.

Her bir topluluk kendi özünde değerlendirilmelidir.

Aksi; bir okulda meydana gelen taciz vakasını genelleştirmek, tüm okulların kapatılması gerektiği tezini ortaya atmak kadar çürük ve gülünçtür.

 

Özünü kaybetmeyen tek derdi islam olan topluluklar bu ülkenin sosyal sigortalarıdır.

İslam şuurunu besleyen mayalarıdır.

İman ne kadar sağlam olursa devlet o kadar baki olur.

Devleti maddi ve manevi muhafaza eden güç “iman gücüdür.”

Eskiden ilim medreselerde, tasavvuf tekkelerde öğretilirdi.

Ancak günümüzde bu vazife tasavvuf ehline kalmış, medreseler ve tekkeler birlik bulmuştur.

 

Bu bir nimettir. Ve bu nimete külfet oluşturmak nankörlüktür.

Sosyokültürel noktada bakıldığında inancını kaybeden milletlerde şefkat, merhamet, iyilik, yardımlaşma, kültür, birlik, vatan sevgisi gibi duygularda seviyenin düştüğü ve suç oranlarının arttığını görürüz.

İslamı yaşamayı özümseyen cemaatler sosyal kültürü zenginleştirip muhafaza etme görevinide fahri olarak ifa etmektedirler.

‘’Vatan sevgisi imandandır.’’ sözü boşuna söylenmiş değildir.

Peki asıl devlet bekasını etkileyen imanın yok olması değil midir ?

Günümüzde milletimize iman duygusunu ehli sünnet çizgisinde en temiz şekilde aşılayan kimlerdir? Tasavvuf ehli müminlerdir.

 

Bu sebeple değer bilmeli, herkesin gönlünde kendisine islamı talim eden, özümseten bir aslan yatmalı, Allah için cemaat (topluluk) oluşturulmalı ama idrak ve şuuru elden bırakmamalı, holdingleşmeye, holdingleştirilmeye, dini duyguları sömürmeye çalışan samsarlara müsade edilmemelidir.

Salihlerle beraber olmalı ama samsarı salih sanmamalıdır.

Aynı zamanda salihi samsar zannedipte salih olana da zulmetmemelidir.

Hepsini kendi özelinde ayrı ayrı değerlendirmeli,

Genelleştirmeden kaçınmalı, tek derdi islam olan müslümanlarla uğraşmanın Allah ve Resülünü gücendireceği unutulmamalıdır.

 

Ama kim devletin bekasını tehdit ederse illa cemaat değil hangi kurum ve kuruluş olursa olsun

 

“Devlet başa, kuzgun leşe!”

 

Şeyma Betül Burak

20.12.2023