Dünden beri hepimiz, çok kötü bir psikoloji içinde, gördüklerimizi sindiremeyişin, bugünümüz ile yarınımız hakkında endişelenişin girdabına düşmüş bir halde, ne yerde ne de gökte, bir haleti ruhiye içindeyiz. Önceden çok sinsî bir şekilde yer altı mahzenlerinde yayılan satan*zm belası artık bağıra bağıra gözümüze girdirile girdirile gençlerimizin arasında adeta moda halini alır oldu.

Filmler, kapalı sohbet odaları, satan*zme özel Twitch yayınları, YouTube içerikleri bilhassa en tehlikelisi olan oyunlar! Kafa kesme! bakın normal vurmaktan da geçtim canice öldürme, canice planlar kurma ve yürütme, cinsel taciz ve tecavüz üzerine kurulu.

 

Bir gün bir çocuğun izlediği çizgi filme merak ederek seyirci olmamla, 10 dakikada 10 gün etkisinden çıkamayacağım satan*stik verilerle karşılaşmam bir oldu.

 

“Üvey annen sana kötü davranıyor, hadi ondan kurtul.” “Okulda arkadaşın sana kötü davranıyor, hadi ondan kurtul! Zorbalık yap.” “Korkunç eğlenceli bir akşam geçir.” Yani eğlence anlayışı bile korkunçluk üzerine!

“Kedin elini cırmaladı, bunun intikamını al, o çok yaramaz.” Kan ve maskeli içeriklerin zaten haddi hesabı yok!

 

Bugün özellikle Fatih surlarında böyle bir eylem gerçekleştirilmesi, çocuğun kasap olması, evinden satan*stik çizimlerin çıkması, satan*zmin kurban ritüelinin gerçekleştirilmesi bir tesadüf müydü?

 

Lucifer’in mührünü çizmesi ve uygulaması bir tesadüf müydü?

 

Lucifer, Hristiyanlıkta şeytanı temsil eder. Zaten satan*zmin doğduğu ve başlı başına dinselleştiği inanç “Hristiyanlıktır.”

 

Lucifer, Hristiyanlıkta cehennemin efendisi olarak görülür, hatta şeytanda onun hizmetçisidir. Yani kısaca en baş iblisdir! Gönderiye eklediğimiz şekil onun mührü olarak kabul edilir.

 

Bugün bir fenomenin isminin farklı olmasına rağmen “Lucifer” adını kullanarak Hristiyanlık ve satan*st sembollerin propagandasını yapması, çıplak kızlar, lüks hayat, haç, tek göz ve birçok sembolün olduğu dövmeler kullanması, insanları karanlık bir hayata çekerken bu hayatı süslü gösterme çabaları sizce bir tesadüf mü?

 

Sözüm ona sanatçıların kliplerinde satan*zm ritüelleri gerçekleştirmeleri tesadüf mü?

Ritüelistik sadakat dansları yapmaları tesadüf mü? Alanında çok başarılı olan sanatçıların yıllarca PR konusunda başarısız olmasının arkasında kim var? Beş para etmeyecek ünlülerin bir anda parlamalarının dünya starlığına yükselmelerinin sırrı ne?

 

Satan*zm, sandığımızdan da fazla ve tehlikeli bir biçimde içimize, evlatlarımızın zihinlerine sızmış bir şekilde.

 

Satan*zmi iyi anlamazsak hem medya’ya dair içerik okumalarını hem de bu toplumsal faciaların kökünün nereden dallanıp budaklandığını anlayamayız. Ve anlayamadığımız bu zakkumun kökünü de kurutamayız. Eğer bu duruma bir devlet eli değmezse, biz ne yaparsak yapalım “kellim kellim la yenfa” demekten öteye geçemez, yine muvaffak olamayız.

 

Bir gün Ayşe’nin haberi, diğer gün Fatma’nın haberi; bir zaman sonra psikolojisi bozulmuş toplumun sarmallaşmış ziyanlarıyla boğuşur ve boğuluruz.

 

Satan*zm; Hıristiyanlığın Şeytan’ı olan “Satan’a tapma” manasına gelir. Teistik ve ateistik olarak ikiye ayrılır.

 

Teistik satan*zm, Şeytan’ın ruhani varlığına ve gücüne tapınılan satanizm türüdür. İblisi ilah olarak görür ve itaat ederler. Türkiye’de ve dünyada yaygın olan satan*zm türü budur.

Ateist Satan*stler ise Şeytan’ı belirli insani özelliklerin bir sembolü olarak görürler.

 

Satan*zm’in varlığına dair iddialar ilk MS. birinci yüzyılda oluşmuştur. “Hristiyanlar şeytana tapıyor, insanlardan kurban seçip öldürüyor ve yiyorlar” diye söylentilerin oluşmasıyla bir mücadele başlatılmıştır. Pagan ibadetler yasaklanarak mabetleri yıkılıp kiliseye çevrilmiştir.

 

Fakat en büyük ve ciddi mücadele Orta Çağ Avrupa’sında verilmiştir. 15. ve 17. yüzyıllar arasında meşhur “cadı avı” başlatılmış, binlerce insan cadı olma suçundan öldürülmüştür. İşin cilvesi, iddialara göre bunlar satan*st değildir ve çoğu kadındır.

 

Çünkü inançlarına göre kadınlar Havva validenin yasak elmayı yemesinden dolayı zayıf karakterli, ebelik ve şifacılık gibi mesleklerle daha çok haşır neşir (yani büyü yapabilir), erkekler kavga ederken kadınlar lanetleşir. Bu üç sebep, kadınların cadı olduğuna ve şüphelenilme durumunda öldürülme hakkına sahip olduklarına Avrupa insanını inandırır bir haldeydi. Ve öldürülenlerin 4/3’ü kadındı!

 

Bugün kadın hakları için hashtag açıp Avrupa’dan kadın hakları dilenen “bizi kurtarın, burada kadın hakları yok” diyen kıt zihinlilerimize sormak lazım: kadın ve çocuk cinayetlerinin satan*zm ayağını ülkemiz nereden ihraç etmiştir? Avrupa’dan! Çok komik sebeplerle cinsiyetçi ayrım yaparak cinsiyetinden dolayı kadınları cadı ilan eden kültürün sahibi kimdir? Avrupa! Bugün kadına şiddet oranlarının yüksek olduğu bölgelerden biri Avrupa! Danimarka  %32, Finlandiya’da %30, İngiltere’de %29, İsveç %28, Norveç %27, Hollanda %25, Belçika %24, Almanya %22.

 

Medet umacaksan, gidip tarihinde “cadı avı” gibi leke bulunduran, engizisyon mahkemelerinde cadı olarak suçlandığı için işkenceye uğratılan, yakılan kadınları 2., 3., hatta 4. sınıf insan gören, veba hastalığı dahil kötü vakıaların sorumlusu kadın görülen, sanata, edebiyata bile erkeğin yön verdiği, kadınları ataerkil ve patriyarkal sistemin kıskacında bırakan Avrupa’dan değil, tarihinde kadına böyle bir zulmü reva görmeyen, baş tacı eden, sosyal hayatın göbeğinde tutan, iş hayatının içinde teşkilatlanmak için “Bâciyan-ı Rum Teşkilatı”na sahip olan, birçok vakıf ve derneğin yöneticiliğini yapan, ana! ata! olarak kabul edilen, mülk edinme, mal tasarruf hakları verilen, ayağının altı cennet görülen öz kültüründen medet umacaksın. Bu kültürü yeniden canlandırmak için çabalayacaksın. Ruhunu şeytan ve avanelerine değil, ruhunu Allah’a satacaksın!

 

Kainatın gözbebeği;

 

“Herkes sabahladığı zaman nefsini ya ya (Allah’a) satar, onu azade eder; ya da (şeytana) satar, onu helak eder.” (Müslim) buyurmaktadır.

 

Devam edelim..

İlk resmî ve görünürde olan eylemlerini yüzyılın sonunda gerçekleştirdiler. Kral 14. Louis’in saray erkanından da isimler olduğu bir grupla satanist bir tören düzenlediler. Çıplak bir kadın yatıyor, bir çocuk kurban ediliyor ve şeytan çağırılıyordu…

 

Ne kadar son günlerdeki olaylarla bağdaşıyor değil mi? Her gün haberleriyle uyandığımız kurban edilen, tecavüz edilen çocuk ve kadın haberlerini ne de çok andırıyor!

 

Bu süreçten sonrasını daha çok izbe yeraltı faaliyetleri ile devam ettirerek 19. yüzyılda Fransa’da yeniden varlıklarını gösterdiler.

Carmel lisesi ve Papa tarafından lanetlendiler.

 

Her ne kadar Hristiyanlarla alakalı bir oluşum gibi görünseler de, sadece Hristiyanlar değil, başka inanç toplumlarından da kendisine çok geniş bir katılım kitlesi oluşturdular. Kara büyü ayinlerinde haç’a işemek gibi Hristiyanları dalgaya alan ritüeller sergileyerek, her ne kadar Hristiyanlıkla alakalı görünseler de kendi içinde başlı başına bir inanç dinamiğine sahip olmakta ve ne yazık ki bugün en önemli kitle yapısını sanatçılar ve ergen çocuklar oluşturmaktadır.

 

Bu ritüelleri kara büyü yaparak, kedi ve köpek kafası keserek, kurban seçtiği insanlara tecavüz edip öldürerek icra ederler. Seçilen kadınlar genellikle bekar ve masum kişiler arasından titizlikle seçilirler. Satan*stik bir ölüme maruz kalan kızlarımızın yüzüne bir daha bakın…

Nasıl masum! Nasıl güzeller!

 

Peki bu necisler ülkemizde ilk kendilerini nasıl gösterdiler?

 

Türkiye’de “heavy metal” kültüründen gelen bir grubun kendilerini satanizm ile ilişkilendirmeleriyle isimsel olarak kendilerini gösterdiler. Bu müziklerde kafa tasları, haçlar, satanist simgeler ve sözlerinde satanizm temalı kelimeler yer verdiler.

 

Şehriban Coşkunfırat cinayetiyle deşifrelendiler.

 

Devamında bir çok muhtelif cinayet vakıasında “şeytana ibadet için” yaptıklarına dair ifadeler verdiler. Şu an grup olarak yürütülen cinsel faaliyetler, hayvan veya insan kurban etme, şeytan çağırma gibi ritüellerle varlıklarını sürdürmektedirler.

 

En dehşet verici durum ise bunların önceden bir grup insanken, şimdi oyunlar, filmler ve YouTube içerikleri ile medyayı kullanarak çocukluktan itibaren satan*st yetiştirme çalışmalarının meyve vermeye başlamış olmasıdır.

 

Bakın bugün bir ateizm kanalında kadının çıkıp “gerçek satanizm bu değil” diyerek yaptığı satanizm propagandasının altına gelen yorumlar dikkat çekici: “Karanlıklar prensi Lucifer burada mı?” “Kediler yalnız değildir.” “Annem şeytanı çok seviyor, hatta dua bile ediyor.” “Yağ satanım, bal satanım, ustam ölmüş, ben satanım.” “Şeytanınız bol olsun gençler.” “Şeytan yoksa dağları kim yarattı?” ve burada sığdıramayacağım kadar fecaat ifadeler! Binlerce izleme ve yorum!

 

Daha minicikken çocuklarınızın zihinlerine “karanlık, kan, öldürme, cinayet, tecavüz, ilişki” ve daha nice kavramlar yerleştiriliyor. Bu çocuk, özellikle ergenlik sürecinde farklı şeylere karşı ilgi beslemeye başladığı an, bu oluşumların içine sürükleniyor. Oyun odalarında artık rahatlıkla karşı tarafla sesli iletişim kurulabiliyor. Şu an oyunlar, videolardan daha tehlikeli bir hale gelmeye başlamış durumda. Doğrudan yapılan iletişim, her zaman bir videodan daha etkili ve süratlidir. Biz her ne kadar hep büyükler ile alakadar olsakta, en çok toplumca üzerinde durmamız gereken nokta çocuklar ve ergenlerdir. Geleceğin toplumunu oluşturacak olan onlar ve bu dönemde edindikleri olumlu veya olumsuz değer ve düşüncelerdir.

 

Yine dönüp dolaşıp üç çözümde buluşuyoruz.

 

1- Mahmud Efendi Hazretleri’nin yıllarca vurguladığı her mahalleye bir erkek bir kız medresesinin açılıp ilmî ve manevi eğitimin temelinin oluşturulması.

2- Medya’ya ciddi bir yaptırım ve düzenleme getirilmesi.

3- Medya konusunda toplum olarak bir şuurlanma ve temiz içerik oluşturma seferberliği başlatılması.

 

Sosyal sorumluluk kuramı bağlamında Türkiyenin de 1961 anayasası olarak kabul ettiği, Türkiye Cumhuriyeti anayasa mahkemesi mevzuatı içerisinde yer alan sözleşmelerde geçtiği gibi, Kitle iletişim hukuku bağlamında Evrensel Bildirge’nin öne çıkan ifade özgürlüğü ile ilgili 19. Maddesinde herkesin düşünce ve anlatım özgürlüğü hususunda hak sahibi olduğu gibi yine aynı bildirgenin 29. Maddesinin 2. Fıkrasında “genel ahlak ve kamu düzeniyle genel refahın gereklerinin karşılanması yasa ile saptanmış olan sınırlamalara bağlıdır” ifadesi geçmektedir.

 

 

Şimdi soruyorum: Satanizm propagandası yapan bu yayınlar, başta teistik ve ateistik satan*zmi kabul edip propaganda yapan dernek ve kuruluşlar, öldürmeye, kesmeye, tecavüz etmeye, intihar etmeye, zarar vermeye dayalı tüm içeriklere sahip yayın ve oyunlar kamu düzenine ve toplumun genel ahlak yapısına zarar veriyor mu? Vermiyor mu? Bu içeriklerin tespiti ve kaldırılması için iletişim hukuku ve genel insan haklarına dayalı hukukta gerekli yasalar ve maddeler mevcutken, uygulanmak için beklenen şey nedir? Kaç evlat, kaç ailenin daha bu karanlıkların hapsine mahkûm edilmesi gerekmektedir? Acaba hapis dediğimiz kavram sadece dört duvar arasına mı aittir?

 

Satan*zm konusunda ciddi bir kamuoyu oluşturmak ve önleyici tedbirler almak artık toplumsal, inançsal, vicdansal ve hukuksal borcumuzdur.

 

Şeyma Betül Burak

05.10.2024