Mustafa Burak Eşi: Dün Aişe validemizin evlenirken 17 Yaşında olduğuna dair olan delilleri paylaşmıştık. Bugün tarihi tahliline geçmeden evvel biraz daha delil sizlerle paylaşmak istiyorum.
- DELİL
Hz. Muhammed, Mekke’de iken ben henüz oynayan bir çocuk idim ki “Onların va’dedilen kıyamettir. Kıyamet ne dehşetli ne acıdır” (Kamer (54), 46) âyet-i kerimesi inmişti. Bakara ile Nas sureleri ise ben O’nun yanında iken nazil olmuştur…” (81, Buhari, Telif ut-Kur’an 6)
Kamer suresi 46. Ayet risalenin 4. Yılında inmektedir.
Aişe validemiz bu yıllarda çocuk olduğunu söylemiştir. Başlı başına bu hadis bile Aişe validemizin 9 yaşında olmadığının delilidir. Çünkü 9 yaşında olması için 614 yılında doğması gerekir ve bir bebek doğduğunda böyle bir hadiseyi hatırlayamaz üstelik Aişe validemiz gibi muhtevasına varana kadar değerlendirme yapamaz. Aişe validemiz bu hadis-i şerifte açık açık “ben çocuktum” demekte ve Kamer suresi hakkında ciddi bilgiler vermektedir.
Ayrıca bu BUHARİ hadisidir. Hani bize Buhariden kaynak gösteriyorlar ya alın bizde size Buhari’den delil gösteriyoruz.
Peki bu bi tezatlıkmıdır? Değildir. Arapların yaş sayımını adetten itibaren aldığımız zamanda Aişe validemizin rivayeti tam tersi pek mutabıktır.
- DELİL
Yabancı kaynakların dahi bunu doğruluyor olmasıdır.
Hıristiyan din adamlarından Papaz Louis Ma’luf “El Müncid Fi’l Lügati’l ve’l Ulûmu” adlı Lügat’ında Arapların Adetten itibaren yaş sayımı yaptığı hatta Adete giren kızın Darun Nedve’ye götürüldüğü bundan sonra ki süreçte eğer kız çocuğunu öldürmeye kalkışırsa Dar’unedve mahkemesine kan parası ödemek zorunda olduğunu Hz. Aişe’nin 603’te doğduğunu, 623’te evlendiğini ve 696’da vefat ettiğini belirterek 20 yaşında olduğunu dahi iddia etmektedir.
Yani Araplarda Kızların yaşının Adetten itibaren sayıldığını elin papazı bile kabul ve itiraf etmektedir!
O dönemde zaten absürt bir olay olacak olsa en başta bu olayın üzerine Ebu Cehil ve Ebu Lehep gibi Allah Resulünün düşmanlarının gideceği de pek tâbidir.
Şimdi gelelim Resulullah efendimizin Aişe validemiz ile 6 yaşında nişan 9 yaşında nikahlandığı görüşünün kabul edilmesi durumuna.
Velev ki Aişe validemiz 9 yaşında evlenmiş olsaydı bunu nasıl değerlendirmeliydik?
Cevap; o döneme göre bu etikmiydi? değilmiydi? Toplumun normalimiydi? Anormalimiydi? neydi? bunu inceleyerek.
Eğer bir olayı etraflıca tahlil edecekseniz olayın kronolojisini, o dönemin şartlarını ve kültür yapısını görmezden gelemezsiniz.
Hocam o zaman ne yapalım Arap kültürünü mü inceleyelim? HAYIR.
Küçük yaşta ki evlilikler ve bugünün değerlerine göre kıyas ve yargı uygulayarak hoşa gitmeyen adetlerin bir topluma ait olup olmadığından önce merceği dünya’ya tutarak dünya genelinde kabul görüp görmediğini inceleriz.
Küçük yaşta evlilikler ve büyük yaş aralıklarının olduğu evlilikler o günün Arap toplumuna ait bir değermiydi?
HAYIR!
Hatta çocuk evlilik dememiz için o tarihte “çocukluk” denen bir kavramın olması gerekirdi. Ama o dönemde çocukluk denen bile bir kavram yoktu.
Fransız nüfus bilimcisi Philippe Aries, 1960 yılında “Eski Devirlerde Çocuk ve Aile Hayatıı” adlı kitabında anlattığı üzere “çocukluk” denen kavram 15-16 yüzyıla kadar henüz oluşmamıştı bile.
Belki de tarihte ilk çocukluk ve kadın hakları savunuculuğu yapan Resulullullahtı ki 18. Yüzyılın batı dünyasında bile modern tarih adına okutulan 700 sayfaya yakın ve modern olmak isteyen herkesin okuması şart koşulan, okullarda dünya tarihi adına okutulan, 25 ciltten oluşan, ilk modern çağa giriş bölümü içeriğinin 500 sayfası Resulullah efendimizin hayatı, 100 sayfaya yakını ise hz. Ebu Bekir efendimizin hilafet dönemi olmazdı.
Avrupa medeniyeti modernliği İslamdan alırken ve itiraf ederken bizim İslam dinini gericilik olarak yaftalamamız, bi kaç ezberlenmiş terimden öteye gitmeyen bir hafızanın biraz edebiyatla karıştırıp sunduğu felsefe salatasına tav olmamız inancımızdan, tarihi ve coğrafi gerçeklerden ne kadar kopuk oluşumuzla doğru orantılıdır.
Küçük yaşta evliliği çok normalleştiren Kureyş’ten evvel içimizde Türk görünümlü bir çok ne idiği belirsizin atası, diğer adıyla Doğu Roma imparatorluğu olan Bizanstan bahsetmek istiyorum.
Bizans imparatorluğunda evlilik yaşını 10-12 idi.
Bırakın yani 6-7. yüzyılı 14-15. Asırda Bizans imparatoru Yunannis 10 yaşında ki kızını evlendirebiliyorsa kimse bana 6. Ve 7. Yüzyılın evlilik standartlarından bahsetmesin. Sonra ki asırlar da sadece 12-14’e çıkarılmış. Daha avrupanın evlilik için koyduğu sınırın 18 olması 2002 yılında gerçekleşmiştir.
Sadece Roma mı?
Türk olduğu ile her fırsatta övünen herkese soruyorum Türkler farklımıydı? Göktürk devletinde evliliğin yaşı bile yoktu!
Üstelik bekarlık ayıp sayılır beşikten itibaren yerleri hazırlanırdı.
Yani sizin o 6 yaşında nişan diye bas bas bağırdığınız fiili atalarımız kundaktayken yapardı!
Kızın isteği felanda sorulmazdı.
Bırakın 6. 7. Yüzyılı daha 21. Yüzyılda sizin nenenize dedenize sorulmuşmuydu?
Kocasının Düğünde bile görmediği yüzünü gerdek gecesinde görenler yokmuydu?
Çok gerilere gitmeyin aradığınız hak arayışı ise önce dedelerinize nenelerinizin hesabını sorun.
Türklere evlilik yaşı sınırı İslama girdikten sonra İslamın buluğa kadar zifaf yasağı ile geldiğide biliyormuydunuz?
Hiç dönüp atalarınız için bu yaptıkları ahlaki değil dediniz mi? Bir kere.. demediniz.
O dönemin örfü, adeti, falanca sebepleri dediniz.
Ama Allah Resulünü sakız gibi ağzınıza dolaya dolaya bitiremediniz.
Dönüp İslama evlilik için bir sınır kültürü getirdiği için (inanmasanız dahi) bir teşekkür ettiniz mi? Etmediniz.
Kız çocuklarıyla bırakın evlenmeyi kız çocuklarının diri diri gömüldüğü, yaşam hakkının elinden alındığı bir Dünya da “çocukluk” denen bir kavram dahi olmadığı bir dönemde torununa çocuk muamelesi yapan, erkeğin hayız görmesi kadar ayıp görülmesine rağmen kız torunlarını omuzlara alıp gezdirerek yaptığı devrimi konuştunuz mu? Konuşmadınız!
Kadınların bir meta gibi görüldüğü bir dünya da eşlerine karşı, topluma karşı nezaketini ve sabrını övdünüz mü?
Bir kere dönüp
Köleliğin daha hala günümüzde Afrika’nın bir takım köylerinde devam ettiği bir dünya da her hususta köle azatlığı ile yavaş yavaş bunu ortadan kaldırmayı hedefleyen İslamı hiç tebrik ettiniz mi?
Yok niye kaldırmadı derseniz gülerim!
O kadar milyonlarca insanı evsiz bırakılmasına sebebiyet vereceği bilinen bir hükmü arzuladığınızı, neticesini düşünemediğinizi anlarsam idrakime küserim!
Ne kadar kolaydı ya öyle kapısına hop siparişin geldiği, hop taksinin vardığı, bir saniyede internet aracılığıyla dünyanın bir ucuna ulaştığı, bir kaç saatte bir ucuna gittiği bir dünyadan oturup çamaşırını, bulaşığını elde yıkayan, savaşlara ve baskınlara maruz kalan, ortalığın yetim ve eşsiz kalanlarla dolup bakıma muhtaçlarla dolu olan, paranın bile olmadı.. aç kalmamak için yiyeceğini kendi ekmesi ve biçmesi gerektiği hatta daha 50 yıl öncesine kadar bunun için oğullarını erkenden evlendirmek istenildiği, insan gücüne ihtiyaç duyulduğu aksi taktirde yoksullukla cebelleşildiği bir dünyaya yargı dağıtmak!
Aişe validemizle evliliğinin hikmetlerine gelince..
(Devamı sonra ki bölümde)
Şeyma Betül Burak
Hikmeti:
Aişe validemizle evliliğinin hikmetlerine gelince, İslam sadece erkeklerin yükümlü olduğu bir sorumluluk sistemi değildir. Aynı zamanda kadınların da sorumlu olduğu ve özel durumlarının erkeklere nazaran daha fazla bile olabileceği bir sistemdir. Sonraki asırlara her şeyin aktarılabilmesi için Aişe validemiz gibi genç ve akıllı bir kadının Resulullah’ın en yakınında olması ve bize her detayı vermesi bizim için zulmet değil rahmettir. Boşuna mı Allah çocuk vermemiştir? Aişe validemiz bu ümmetin muallimesi ve annesidir.
Bu İslam hiç kadın önder çıkarmış mı diyen cambaza deyin ki “İslam, kadın haklarının olmadığı, kız çocuklarının diri diri gömüldüğü bir dönemde bile Aişe validemiz gibi bir âlime ve ârife çıkarmıştır!”
Resulullah efendimizin Hatice validemizden sonraki evliliklerinde hikmet değil şehvet arayanların algısında ve mantık kuramında bir dengesizlik olduğu, biyolojik olarak bir erkeğin şehvî duygularının 20’li yaşlarda zirveye ulaşıp yaşın ilerlemesiyle birlikte azalacağını bilmeyişi ile doğru orantılıdır.
Ancak bunu bilmemek için mağarada yaşıyor olmak lazımdır ki bu bilmemezlik değil bilmemezlikten gelme işgüzarlığıdır.
Biyolojik olarak şehvetin en çok yüksek olduğu bir süreçte, yakışıklılığı karşısında onlarca güzel ve evlenmek için can atan bekar kızlar varken, üstelik evlilik sayısının bir sınırı olmayıp 20-30 hanım almanın bile normal karşılandığı bir cahiliye devrinde doğup, ahlakı ve iffeti sebebiyle 40 yaşında çocuklu bir hanımla evlenmesi ve tek eşli bir halde 25 yıl ömrünü paylaşması Resulullah’ın önceliklerinin ve değerlerinin ne kadar ahlak çerçevesinde şekillendiğini gösteriyor zaten.
Ahlakıyla tarihe ve asırlara yön verdiği batı dahil tüm bilgin ve toplum bilimciler tarafından tasdik edilmiş bir zatı, “inanmasan bile” ahlaksızlıkla itham etmen senin en büyük ahlaki zaafiyetindir!
Son olarak birazda dalga geçtikleri erginliğe erişme meselesine değinmek istiyorum.
Coğrafi etkenlerle erkenden gelişilmesi bilimsel bir gerçek mi? Yoksa dürtüsel bir salla parti savunuculuğu mu?
İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi ile Almanya’daki Tübingen Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmada Homo genus ailesinden 300’den fazla insan fosiline ait veriler inceleniyor. Araştırma sonucu sıcaklık, yağış miktarı gibi iklim unsurlarının bedenin şekillenmesinde büyük bir rol oynadığını gösteriyor.
Hava koşulları, çevre koşulları, beslenme ve maruz kalınan kimyevi etkilerin, kısaca epigenetik faktörlerin, DNA’mız üzerinde dolayısıyla gelişimimiz ve boyumuz üzerinde ne kadar etkili olduğu ve nesilden nesile aktarıldığı bilimsel bir gerçektir.
Çok uzağa gitmeyeceğim, şundan 20 yıl öncesi okul hayatımızı gözümüzün önüne getirdiğimizde, orta sınıfa giden bir talebe boylu poslu bir genç görünümündeyken, şu an orta sınıfa gideni ilkokula gidiyor zannedişimiz, üniversiteye gidenleri lise talebesi zannediyor oluşumuz epigenetik faktörlerin daha 20 yıl arayla bile ne kadar değişken ve gelişken olduğunu gözler önüne seriyor.
Şimdi kaldı ki 6. ve 7. asırdaki kızlarla 14. ve 15. asırdaki kızların beden gelişimi arasında fark olmasın. 14. ve 15. yüzyıldaki kızlarla 21. yüzyıldaki kızların beden gelişimi farklı olmasın. Zihin yapısına giremiyorum bile..
Kimse ne bu zamandaki bir genç kızın kafa yapısıyla 20 yıl önceki bir genç kızın kafa yapısını ne de 20 yıl önceki bir genç kızın olgunluğuyla 100 yıl önceki bir genç kızın olgunluğunun aynı olduğunu iddia etmesin.
Eskiye de gitmeye gerek yok; bugüne geldiğimiz zaman, Moğolistan’daki bir genç kızla Türkiye’deki bir genç kızın, Güney Kore’deki bir genç kızla Arabistan’daki bir genç kızın gelişim ve genetik faktörleri farklılık göstermesin.
Yani eski toplumlarla aramızda ki beden gelişimi ve olgunluk farkları da göz önünde tutmalı ve değil Müslümanların gözbebeği Resulullah’a, dedelerimize ve nenelerimize de haksızlık yapılmamalı.
Yaş hususuna gelirsek, 21. yüzyılda bile yaşın aşk için bir önemi olmadığını vurgulayan sekülerlerin hak arayışının yanında “çocukluk” “kadınlık” gibi kavramların dahi olmadığı, bekarlığın bir ayıp sayıldığı, beşikten nişan yapıldığı bir dünyadan kimse evlilikte yaş farkı sınırı beklemesin. Zaten o dönemin etik değer yargısına uymuyor olsaydı, senden önce en başta bu evliliğe Ebu Cehil, Ebu Lehep gibi adamlar karşı çıkar, Resulullah’a yapmadıkları eziyet ve taciz kalmazdı.
Ebu Cehil’in bile yapmadığı eziyeti bugün sen yapıyorsan, geçmiş olsun. Şeytanlar ölmez, şeytanlar şekil değiştirir dostum.
Son olarak toplum için, hiçbir etik değerin olmadığı bir dünyaya bu kadar büyük bir değer imparatorluğu kuran Resulullah’ı sonsuz aşk, muhabbet ve hayranlıkla selamlıyorum.
Ezeli ve Ebedi Ulu Önderim!
1400 yıldan beri tüm dünyanın maskesini sadece adıyla düşüren Mahpeykerim!
Sen hep var ol..
Sen iste, biz canımızı uğruna feda edelim.
Şeyma Betül Burak


