Ya terlerse? diye yüreği titrediği annelerin, ciğerpâreleri kan terledi. Bakarken, içinde yağız atların koşuşturduğu analar, yavrusunun dar-ı bekaya uçuşuna koşturdu moloz yığınları’nın arasında.

İpek gibi saçlarında dolandırdığı sıcacık ellerini, artık üşütüyordu yavrusunun soğumuş bedeni.

Kendisine güldüğünde, özünü ısıttığı gözleri artık yarı kapalı ve donuktu.

Bundan sonra kendisini ısıtmaya güneşin dahi mecali yoktu.

Yastığı rahat olsun diye yumuşatmaya çalıştığı ellerini artık bir avuç toprağına değdirecekti bundan sonra.

Göz yaşlarıyla yumuşatacaktı evladının toprağını.

Onlar Gazzeli annelerdi.

Ve bugün onların günü değildi.

Bugün onların sızısıydı.

Dostlar çarşıda görsün günüydü bugün.

Dünya’nın onlarında bir anne olduğunu itiraf ettiği tek gün, ciğerparesiz hergünü’ne merhem olmayacaktı.

Anasını kaybedene öksüz, babasını kaybedene yetim derlerdi de evladını kaybedene biçilecek kaftan, sarfedilecek kelam yoktu.

İlahi adalet! deyip çığlığını semaya uçurmaktan başka çareleri de yoktu zaten.

Onlar dünya’nın duymazdan geldiği anneleri,

Onlar dünyanın görmezden geldiği bebekleriydi.

İyi ki bu dünya’nın birde ahireti vardı.

Terazilerin kaydığı bir dünyadan, terazilerin kıl kadar şaşmaz olduğu günedir özlemimiz.

Hasbunallahu ve niğmel vekil!

#annelergünü

Şeyma Betül Burak