Son günlerde Barbie furyası almış başını gidiyor.
Sanırım insanları bir kalıba sokmada dünya tarihinin en etkili vuruşunu Barbie’yi üreten Mattel şirketi yaptı ve yapıyor.
Çocukluktan evlatlarımızın zihnine nasıl yer edilir, giyinişi, hayat görüşü, değer yargıları nasıl şekillendirilir; tüm bunlara vakıf olmak isterseniz Mattel’e bakabilirsiniz.
64 yıldır çocuklarımızın beraber yetiştiği, dolayısıyla istemsizce gönül bağı oluşturduğu evlatlar şimdi büyüdüler; bir kısmı ise büyüyor.
Günümüzde bu kadar çıplakça giyimlerin kökeninde yer almakla birlikte altın vuruşu film ile yapan Barbie, büyüttüğü çocukları da unutmayarak onlarla oluşturduğu gönül bağını dizi sektörü yoluyla taçlandırmaya devam ediyor.
O kadar ki etkisinden çıkamayan birtakım akıl fukaraları bunun üzerine sayfalar açıyor, tüm hayatını Barbie gibi yaşamaya entegre ediyor. Bizim tesettürlü kızlarımız bile “Barbie tesettürlü olsaydı” şeklinde başlıklarla globalleşen bu şekilci kalıba kendisini entegre etmeye çalışıyor.
Hoş ama boş kadın manasına gelen “Barbie”, tam da adına layık bir şekilde hoş ama boş kadınların her geçen gün sayısının çoğalmasına sebep teşkil ediyor. Fikri ile değil, bedeni ile var olan; bu nedenle tek varlık nedeni olan güzelliğini kaybetmemek adına estetikzede olan bir nesil inşâ ediyor.
Bu kadar özgürlük kavramını bedenini açmakla bağdaştıran akıl fukarası bir neslin türemesi başka türlü izah edilemez.
“Beni her yerde soyabilirsin.”
“Yaşamım senin yaratıcılığın.”
“Sen benim oyuncağımsın.”
“Çekiciliği ve acıyı hisset.”
“Beni burada öp, bana şurada dokun, oynaş.”
“Her zaman senin olduğumu söyleyebilirsin.”
“Barbie dünyasındaki Barbie kızıyım.”
Bu sözler erotik bir filmin replikleri değil; 7’den 70’e “I’m a Barbie girl in the Barbie world” diye diye ortalıkta gezinen Barbie şarkısının sözleri. Hani şu tesettürlü kızlarımızın da bu şarkı eşliğinde “beni öp, okşa” diye diye gezintilediği, videolar çektiği “I’m a Barbie girl!”
Burada derin bir nefes alıp devam ediyorum.
Kardeşler… Unutmayalım ki çocuklar 6 yaşına kadar teta frekansından yayın yaparlar. Bu, tamamen duyduğu ve gördüğü tüm şeylerin zihnine adeta kazındığı anlamına gelir. Bu; algı ve sezginin en üst noktaya çıktığı andır. Kişilikleri, becerileri, gelecek hayatının büyük bir bölümü bu yaşlar aralığında şekillenmeye başlar.
Nitekim araştırmalar; elektronik oyuncaklar ve bilgisayarla oynayan çocukların tüketici bireyler olarak yetiştiğini, doğada ve evdeki oyuncakları ile oynayanların ise daha üretici ve çevresine saygılı bireyler olduğunu ortaya koymuştur.
Peki insanın gelecekteki fikirlerini, mesleğini, karakterini, hayallerini, becerilerini etkileyen bir nesne nasıl olur da alelade seçilebilir?
“Aman çocuk zaten anlamaz.”
“Çocuk o, bir şey olmaz.” derken sadece bize değil, neslimize çok şey oldu.
O Barbie bebeklerle büyütülen kızlarımız büyüdü ve Barbie olma sevdasına düştü. Kılı, tüyü, bıyığı kadar değer vermedi ilmine, âdabına, fikrine, zikrine ve iffetine…
Ken ile büyüyen çocuklar peki?
O daha da vahim…
Onlar da büyüdü.
Kimisi Kerimcan, kimisi Berkecan oldu.
“Ken” oldular ama bir “kendileri” olamadılar.
Bir neslin ahlakıyla, bir neslin hayalleri ve hayatları ile oyuncakla oynar gibi değil, bizzat “oyuncakla oynadılar.”
Geleceği imar eden evlatlar Barbie ile değil, “Bay’bie” dedikten sonra fıtratına mutabık seçtiğimiz oyuncaklar ile yetişecek.
Fıtratını kaybetmeyen huzurlu bir nesil için;
Barbie artık sana “Bay’bie…”
Şeyma Betül Burak
24.08.2023
