Sena kardeşimizin haberi, herkes gibi beni de oldukça sarstı. Sebebine dair tahminim gönül yarasındandı ki bugün de öyle olduğu doğrulandı.

Evvela bu olay, insanların duygularına karşı tutunduğumuz hoyratça tavırların istenmeyen sonuçlar doğurabileceğine; herkesin gönül kabının aynı olmayıp, her gönlün bu sıkleti çekemeyeceğine dair hepimize bir ders niteliği oldu.

Aşk, delilikten bir cüzdür ve akıl terazisinin çalışmadığı durumlarda yaşanan bir vakıadan kalem kaldırılmıştır diye akıbeti hakkında hüsnüzan ediyoruz. Ancak yinelemek isterim ki “Hüsnüzan ediyoruz ancak akıbetini bilemiyoruz.”

İntihar bir bilinmezliktir. Acının dineceğine dair bir umut kapısı değil, daha kalıcı acılara da açılabilecek tehlikeli, öngörülemez bir aralıktır.

Bu olaydan sonra bazı kardeşlerimizin bu duruma özendiğini ve sanki bir çözüm kapısıymış gibi kendi durumuyla içselleştirdiğini görüyor ve duyuyorum.

Bundan sonraki satırlarımı Sena kardeşimizin değil, siz kardeşlerimin özeline kaleme alıyorum.

Bizler bu canın sahibi değiliz, sadece emanetçisiyiz… Sahibi olmadığımız bir şeyi sahibiymiş gibi tasarruf edemeyiz. Bırakın onu almayı, ona en iyi şekilde bakmakla mükellefiz. Sorunlar karşısında çözümü ölümde bulmak (deli hükmünde olmayan bir kişi için) aklî bir noksanlık ve acziyettir. Çünkü akıl, sorunun bir başka sorun ile çözülemeyeceğini; ahiret sorunlarının, dünya sorunlarının yanında zerre miskal etmeyeceğini bilir. Akıl, bu dünyaya “bakîlik” atfetmez, her şeyin sonlu olduğunun idrakindedir.

Bir sene sonra aklımıza dahi gelmeyecek olan dert, dert değildir. Daha uzun sürecekse adı dertse de kalıcı değildir. Derdinin bitmesini isteyen, imtihanın geliş sebebiyle yüzleşmelidir. Allah çaresiz dert varetmemiştir!

Özenilmesi beklenen onca güzellikler varken, intihara özenen kardeşim; teheccütte kurtuluşu için bir kez dahi münacaatını yapmadığın derdinin çaresini ölümde arıyorsun, öyle mi? Daha bu dünyada huzuruna gidemediğin Rabbinin huzuruna o şekilde gitmek istiyorsun, öyle mi?

Hangi yüzle?

Hangi amelle?

Hangi cesaretle?

“Kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.” (en-Nisâ, 4/29)

“Sizden önceki ümmetlerden yaralı bir adam vardı. Yarasının acısına dayanamayarak bir bıçak aldı ve elini kesti. Ancak kan bir türlü kesilmediği için adam öldü. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak; ‘Kulum can hakkında benim önüme geçti, ben de ona cenneti haram kıldım’ buyurdu.”

(Buhârî, Enbiyâ, 50)

Emanetinizi kendinizden dahi koruyun ve incitmeyin. Ve mülkü Allah’a ait olan nefsinizi kimseye incittirmeyin!

Başkalarının size vermesini beklediğiniz değeri evvela siz kendinize verin.

Ne demişler;

Çaresizseniz, çare siz’siniz!

Şeyma Betül Burak

31.05.2025